Taksit Yapılan Kartlar
Haberler
Kimler Sitede
Şuanda 9 misafir bağlıSite Trafiğimiz
| Bugün | 5 |
| Bu Hafta | 91 |
| Toplam | 32227 |
| (C) Mustafa ERYİĞİT | |
| Giyimde ne önemli |
|
Giyinirken Nelere Dikkat Edilmeli · Ceketin düğme sayısı çok önemli, iki düğmeli ceket sportif, üç düğmeli ceket daha ciddi görünüm verir. · Ceket bedene çok oturmamalı, omuzlar dar gelmemeli. · Pantolon vücuda oturmamalı, ne dar, ne bol, ne uzun, ne de kısa olmalı. · Pantolonla çorap, kemerle ayakkabı aynı renk olmalı. · Yuvarlak yüzlüler; sivri yaka gömlek giymeli. · Sivri yüzlüler yarım İtalyan gömlek tercih etmeli. · Uzun yüzlüler enine çizgili kravat takmamalı, kravatlar kemer boyunu geçmemeli. · Sarışın ve beyaz tenliler; koyu renkleri kullanmalı, siyah veya lacivert tercih edilmeli.. · Esmerler gri tonları giymeli. · Buğday tenliler toprak tonları, spor giyimde haki yeşili kullanmalı. · Uzunlar düz kumaşlar tercih edip, duble paça kullanmalı. Ceketler üç düğmeli olmalı, gençlerde bu dört düğme olabilir. · Kısa ve göbekliler üç düğmeli ceketlerden kaçıp iki düğmelileri giymeli. · Renkli tek ceketler farklı renkteki pantolonlarla giyilmeli, blazerler, çizgili ya da düz gömlekle ve blujeanle bile rahatça giyilebilir. · Gömlek her giyim tarzında ceket ve pantolonla uyumlu olmalı. GARDIROBUNUZDAKİ DÜŞMANLARI TANIYIN Her gün kullandığımız giysilerin sağlığımız üzerindeki ne gibi olumsuz etkileri var biliyor musunuz. Ç Moda uğruna giydiğimiz dar kot, mini etek, topuklu ayakkabı gibi pek çok giysi ve aksesuvar bizi hasta ediyor. İşte gardırobunuzda sizi bekleyen tehlikelerden birkaçı: DAR KOT: Dar pantolonlar, kalça kemiğinin altındaki sinir hücrelerini sıkıştırarak bacaklarda ağrıya yol açabilir. KORSE: Karın bölgesine baskı uygulayarak midenin içindeki maddelerin yemek borusuna itilmesine ve sonuç olarak mide ekşimesine neden olur. SPOR AYAKKABI: Her gün giyilen spor ayakkabıların içinde lavabodan daha fazla mantar oluşur. G-STRING: Bu tür çamaşırlar, genital bölgedeki hassas deride tahrişe neden olur ve iltihaplanmasına yol açabilir. KRAVAT: Sıkı bağlanırsa damarları sıkıştırarak göze basınç uygulanmasına neden olur. Zamanla bu durum glokoma ve görme kaybına yol açabilir. MİNİ ETEK: Soğuk havada mini etek giymek selülit oluşumunu hızlandırır. Soğuk hava bacaklardaki kan dolaşımını zayıflatır, bu da selülitin başlıca nedenlerinden biridir. YÜKSEK TOPUK: Ayaklarda iltihap ve şişliklere yol açar, duruşu bozar. DAR ÇAMAŞIR: Dar iç çamaşırı, erkeklerin genital bölgelerinde ısı artışına yol açarak sperm üretimini azaltır. SUTYEN: 24 saat sutyen takanlarda göğüs kanserine yakalanma riski 12 saat takanlara oranla 133 kat fazladır. VÜCUT ŞEKLİNİZE GÖRE JEAN SEÇİN İster gece, ister gündüz, her mevsim şıklığın ve rahatlığın simgesi olan jeanleri, tipinize göre seçmelisiniz. Sezonun veya mevsimin pek önemi yok: Bluejeanler vazgeçilmez olmaya devam ediyor. Vücut şeklinize göre jean seçmek, “rahat”tan “şık”a geçmek hiç de zor değil. Önemli olan kendinize yakışacak jeani bulmak. İşte size işinizi kolaylaştıracak ipuçları: Eğer bacaklarınız kısaysa: “Çizme kesimi” denen stil bacak boyunu daha uzun gösterir. Bacak kısımları fazla geniş olan jeanlerden veya bacakta kesimi olan jeanlerden kaçının. Poponuz fazla büyük değil ama yuvarlaksa: Kalçalara doğru inen bir model ve hafif bir “çizme kesimi” istediğiniz etkiyi yakalamanıza fırsat verecektir. Fazla küçük arka ceplerden kesinlikle kaçının. Eğer kalçalarınız genişse: Düşük bel” jeanler basıklaştırıcıdır. Bacak bölümünün dar olduğu modeller en iyi fikirdir çünkü siluetinizi uzatarak istenilen etkiyi yakalar. Fazla küçük arka ceplerden, ya da birbirinden fazla ayrık ceplerden kesinlikle kaçının. Çünkü geniş baseni vurgularlar. Vücudunuz kıvrımsız ise: Detaylı (desenli, işlemeli) veya büyük arka cepler ve “çizme kesimi” bir stildeki jean, probleminizi çözecektir. Fazla dar jeanlerden kaçının. “Rahat”tan “şık”a nasıl geçilir?: Bir gömlek, bir fular, topuklu bir çizme, çizmenize uyumlu bir çanta ve biraz da makyajla görünümünüz hemen şık bir havaya bürünecektir. Şık ve sofistike takılarda “şık”a geçişte en büyük yardımcınız olacaktır. Dans etmeye çıkacaksanız: Üstü işli, payetli veya taşlı bir büstiyer veya serinden korkuyorsanız, aynı tarzda kısa bir gömlek ve renkli topuksuz ayakkabılar ideal olacaktır. İş görüşmesine gidecekseniz: Jean’inizi beyaz bir gömlek ve süveter ile tamamlayabilirsiniz. BELİ DÜŞÜK GİYENLERE HİPOTERMİ UYARISI Göbeği açıkta bırakan üstler ve sırtı açık elbiselerle dolaşan kızlar uyarıldı: Bu kıyafetler hipotermiye (vücut ısısının normalden düşük olması) yol açar, hasta olursunuz! Büyük Britanya Temel Bakım Vakfı’ndan Catriona Logan, “Genç insanların giyim tarzını, modanın belirlediğini biliyoruz. Ancak şu kanıtlanmış bir gerçektir ki, eğer insanlar üşürse enfeksiyonlara çok daha çabuk yakalanırlar” diyerek genç kızlara şöyle seslendi: “Şu anda moda, kızları göbeklerini açıkta bırakmaya ya da sırtı açık elbiseler giymeye teşvik ediyor. Florida ya da İbiza’da yaşıyorsanız sorun yok ancak, Britanya’da soğuk gecelerde, özellikle bar gibi sıcak ortamlardan dışarı çıkmadan önce mutlaka sıkıca sarınmalısınız. Ancak yine de kızların bu uyarıları dikkate alacağını pek sanmıyorum.” HER ZAMAN ŞIK GÖRÜNMEK ELİNİZDE Her daim şık olmayı kim istemez. Ancak bunun zahmetli bir iş olduğunu düşünüyorsanı yanılıyorsunuz. Çok küçük detaylara dikkat ederek siz de her daim şık olabilirsiniz… Modacılar her yıl favori olan kıyafetleri, ayakkabıları ve aksesuarları belirlese de şu gerçeği unutmamalısınız; her kadın kendisinin modacısıdır. Ancak kendi tarzınızı yaratırken de modanın hiçbir zaman değişmeyen kurallarına dikkat etmekte fayda var. RENK VE DURUŞ Tek renklilik, kurtarıcınız olabilir. Tepeden tırnağa aynı renkte giysiler giyerseniz, uzun, bölünmemiş bir çizgi illüzyonu yaratmış olursunuz. Bu da sizi daha ince gösterir ve kusurların daha az göze çarpmasını sağlar. Siyah, devetüyü, krem, koyu kahve gibi nötr tonları kullanmayı tercih edin. BEDENİNİZE UYMALI Vücudunuza çok büyük (uzun, bol tişört ya da elbiseler gibi), ya da çok küçük (kısacık, üzerinize yapışan tişörtler gibi) gelen giysiler, sizi olduğunuzdan daha kilolu gösterir. Bu nedenle kendi bedeninizde uygun giysiler satın alın. Böylece vücut hatlarınız daha ölçülü biçimde ortaya çıkar. YAPIŞKAN DEĞİL, AKIŞKAN Giydiğiniz kumaşlar ikinci bir deri gibi üzerinize yapışmamalı, yapışmadan sarmalı. Jean gibi sert kumaşlar çıkıntıları toplayıp saklarken, poplin ve keten gibi daha az sert kumaşlarda fazlalıklar pörtleyebilir. Çok ince kumaşlarsa en tehlikelisidir. Hem iç gösterebilir, hem de vücuttaki çıkıntıları iyice ortaya serer. Böylece “Güzel olayım” derken daha da kötü bir hal alabilirsiniz. Bu nedenle kıvrımlı bir şekilde inen, yapışmayan ama akışkan duran kumaşları tercih edin. PANTOLON ALIRKEN Kıyafetler arasında pantolonlar önemli bir yer tutar. Bu nedenle pantolon seçimi de önemlidir. Pantolonda en iyi görüntüyü elde etmek için büzgüsüz ve pilesiz pantolonları tercih edin. Çünkü bunlar sizi daha göbekli gösterir. Ayrıca göbek deliğinizin yaklaşık 2.5 santim aşağısında biten, az düşük belli ve paçaları hafif geniş pantalonları da giyebilirsiniz. Pantolon paçalarının hafif geniş olması kalça genişliğini dengeler. ETEK KİLOYU ÖRTER Etek alırken kilonuza çok dikkat etmeniz gerekir. Özellikle etekler büyük popolarla tombik göbekleri gayet şık bir biçimde kamufle eder. Eteklerde diz hizası uzunluğunu tercih edin. Çünkü diz hizasındaki etekler bacaklarınızın en iyi şekilde görünmesini garantiler. Kısa boylular ise uzun etek giymemeli. NEDEN MENDİL TAŞIYORUZ On beşinci yüzyılda Fransız denizciler, doğu denizlerine yaptıkları keşiflerden, hafif ve ketenden yapılmış büyük bez parçalan ile döndüler. Bu bez parçalarını, tarlada çalışan Çinli işçiler başlarını güneşten korumak için kullanırken görmüşlerdi. Moda meraklısı Fransız kadınlar bu bez parçalarından hemen etkilendiler ve onlara başı koruyan veya kaplayan anlamında ‘couvrechef adını verdiler.Bezler Manş denizini aşıp İngiltere’ye geçtiklerinde, İngilizce ‘baş örtüsü’ anlamına gelen ‘kerchief adını aldılar. Ancak uygulamada bu bez parçaları güneş çıkana kadar (ki İngiltere’de epey beklemek gerekiyordu) elde taşındıkları için ‘el baş Örtüsü’ anlamında ‘handkerchief diye anılmaya başladılar. Yani bugün asıl amacı burnumuzu silmek olan mendilin başlangıçtaki görevi başı güneşten korumaktı. Aslında üst sınıf Fransız kadınların Çin’de pirinç tarımı ile uğraşan işçi kadınlar gibi başlarını güneşten korumak için bez parçalarına ihtiyaçları yoktu. Onların bu işi gören şemsiyeleri vardı. Zaten eski resim ve eserlerden de bu bezlerin hiçbir zaman başa örtülmediği, devamlı elde taşındığı, taşınırken sallandığı, arada sırada da manidar bir şekilde yere düşürüldüğü anlaşılıyor. 1500′lü yıllarda Avrupa’da ipekten yapılmış ve köşeleri altın veya gümüşle işlenmiş mendiller neredeyse bir sanat eseri değerine ulaşmışlardı. Peki, Çinlilerin başlarını güneşten korumak için kullandıkları bu bez parçalan ne zaman insanların burunlarını silme aracı oldular? Bunun için tarihte insanların burunlarını nasıl temizlediklerini de bilmek gerekiyor. Ortaçağ’da insanlar burunlarını kuvvetli bir şekilde havaya hınkırarak temizliyorlardı. Daha sonra burunlarını en yakında en müsait ne varsa örneğin ceketlerinin kollarına siliyorlardı. Daha eskilere gidildiğinde Romalıların da sıcakta terlerini silmek ve burunlarını temizlemek için bez parçalan taşıdıklarını biliyoruz ama onların bu adeti imparatorlukları ile birlikte yok olup gitmişti. On altıncı yüzyılda insanları, burunlarını havaya boşaltmak değil de ceketlerinin kollarına silmek rahatsız etmeye başladı. Bunu nezakete sığmayan kaba bir davranış biçimi olarak algılayan toplumda, bu amaçla mendil kullanımı teşvik edilir oldu. Böylece mendil yüzyıllar boyu buruna hafif ve nazik bir şekilde temas ettirilerek, burnun sadece dışını temiz tutmak amacı ile kullanıldı. On dokuzuncu yüzyılda ilerleyen teknoloji ile beraber havadaki bakterilerin farkına varılmaya başlandı. Makine kullanarak ucuz kumaşlar da üretilince yüzyıllar boyu nezaket sembolü olan mendil, sonunda her sınıftan insanın yanından ayırmadığı, burnunu rahatça temizlediği, sağlık için gerekli, çok önemli bir giysi parçası haline geldi. DUBLE-PAÇA NEYE YARAR Pantolon dünyasında duble-paça arada sırada moda olur. Duble-paça demek pantolonun en altında, ayakkabıya değen kısmında, kumaşın katlanarak dikilmesi yani 2-3 santimetre yukarı katlanmış gibi durmasıdır. Gelişmekte olan çocuklarda pantolon boyunun uzatılabilmesi için pay olarak bırakılmasının yanında bir faydası olmayan hatta toz tutması bakımından sıkıntı yaratan duble-paça’nın hikayesi İngiltere’de başlıyor. Londra’nın yağmurlu havasında dolaşan asilzadeler kapalı bir yerden çıktıklarında, pantolonlarının paçaları ıslanmasınlar diye yukarı kıvırıyorlar, tekrar kapalı bir yere girdiklerinde tekrar indiriyorlardı. Bazen kapalı yerlerde pantolon paçalarını katlanmış şekilde unutuyorlar veya çamurlu ayakkabılarına değmesin diye kasten böyle tutuyorlardı. Aslında çok da kötü olmayan bu görünüm, 1800′lü yılların sonlarında İngiltere’ye gelen Amerikalılar tarafından değişik algılandı. İngilizlerin asil sınıfına özenen yeni zengin Amerikalılar bunu ülkelerine en son moda diye taşıdılar. Terzilerinden pantolonlarının paçalarını duble-paça olarak dikmelerini istediler. Duble-paça modası Amerikan kültürü ile beraber, özellikle sinema yoluyla, 20. yüzyılın başlarından itibaren tüm dünyaya yayıldı. Günümüzde pek fazla olmasa da kadın ve erkeklerin pantolonlarında duble-paçaya olan talep hala devam ediyor. NEDEN KRAVAT TAKILIR Takılar hariç üzerimizdeki her giysinin bir fonksiyonu vardır. Peki kravatın boğazı sıkmaktan başka fonksiyonu nedir? Her iki yakayı bir araya getirmekse düğme o işi görüyor. Düğmeleri örtüp giysimizi güzel ve renkli kılmaksa kadınlar niye takmıyor? Pek de kravat sever bir millet olmadığımız açıktır ama ister inanın, ister inanmayın kravatın ortaya çıkışında Türklerin de rolü var. 1660′da Osmanlılar Avusturya ordusuna yenilince o zamanlar Avusturya-Macaristan İmparatorluğu sınırları içinde olan Hırvatistan’dan (Croatia) bir alay asker zaferin kahramanları olarak Paris’e götürüldüler ve kralın huzuruna çıkarıldılar. Bu askerler boğazlarına renkli mendiller takmışlardı. Bu mendiller Romalılar devrinde hatiplerin, ses tellerini sıcak tutmak için boğazlarına sardıkları mendillere benziyordu. Kral çok beğendi ve kendisi de krallık kravatları takan bir alay kurdu. Kravat kelimesi de Hırvat anlamındaki ‘Croat’tan türedi. Çok geçmeden bu moda İngiltere’ye sıçradı. Hiçbir centilmen boğazına bir şey sarmadan kendini iyi giyinmiş hissetmiyordu. Kravat o zamanlar o kadar yüksek bağlanırdı ki, insanlar vücudunu döndürmeden etrafa bakamıyorlardı, ama hiç olmazsa bir faydası vardı. Kılıç darbelerine karşı boyunu koruyordu. Kravat çeşitli şekillerde yüzyıllarca yerini korudu, yüzden fazla değişik bağlama şekli geliştirildi. Bağlama şekilleri üzerine kitaplar yazıldı. 1960 gençliğinin düzene baş kaldırması sırasında biraz gözden düştü ama 1970′li yıllardan başlayarak popülaritesi yine arttı. Tabii ki patronlar kravat takınca çalışanlara da başka seçenek kalmıyordu. Kravatlar erkeklerin elbise dolaplarının en kolay yıpranabilir aksesuarlarıdır. Genellikle erkekler kravatı düğümünün bir tarafından, ince ucunu çekerek çıkarırlar. Halbuki doğru yol kravatı bağlarken hangi hareketleri yaptıysanız, sökerken de ters sıra ile aynısını yapmanızdır. Kravatı çıkardıktan sonra her iki ucunu birleştirip iki kat yapmanız, parmağınızın üzerine bir kemer gibi sarmanız, parmağınızı içinden çektikten sonra bütün gece o şekilde muhafaza etmeniz uzmanlar tarafından tavsiye ediliyor. Eğer söz konusu olan bir ipek kravat ise sabahleyin de hemen askıya asmanız gerekiyor, bu şekilde içindeki fiberler orijinal şekillerine gelecektir. Son bir uyarı: Üzerinde leke olsa bile ipek kravatları kuru temizlemeye göndermeyin, deforme olabilirler, mümkün olduğunca kendiniz temizlemeye çalışın bu da bir sonuç vermezse dikişlerim söküp mendil olarak kullanabilirsiniz. KRAVATIN İNCELİKLERİ Kravat ucu, pantolon kemerinin alt hizasına gelecek şekilde bağlanmalı. Çözüldüğü zaman ilk boyuna geri dönmeli. Çıkarması kolay olmalı. Rutubetli yerlerde bırakılmamalı. Kesinlikle ütülenmemeli (Kuru temizleme esnasında preslenmemeli) Geceleri kesinlikle bağlı bırakılmamalı. Örgü kravatlar, uzamasını engellemek için yuvarlak şekilde muhafaza edilmeli. Kot pantolonla birlikte, bez kumaştan yapılmış sportif bir model tercih edilmeli. Kravat düğümü çekiştirilerek açılmamalı. Asla astarı görünmemeli. Ceketin sol cebine konan süs mendiliyle uyumlu OLMAMALI. Her zaman gömlekle tezat oluşturmalı ancak tam aksi bir seçim de yapılmamalı. Diyagonal dokuma kravatlar takım elbiselerle kullanılmamalı. (Takım elbiselerle, mikro desenli dokuma kravatlar tercih edilmeli.) Yün ve kaşmir kravatlar soğuk günlerde, ağır kumaşlarla kullanılmalı. Keten ve keten karışımlı kravatlar ise sadece yaz mevsiminde ve pamuklu, keten kıyafetlerle tercih edilmeli. YAZIN AÇIK RENK GİYİLMESİ Yaz günleri, güneşli sıcak günlerde genellikle beyaz veya açık renkli giysiler giyeriz. Beyaz renk güneş ışığı içinde bulunan bütün ışınları yansıtır yani bütün renklerin birleşimidir. Siyah renk ise tam aksine bütün ışınları emer. Siyah renk üzerinde hiçbir ışın yansımaz, yani aslında siyah bir renk değildir, renksizliktir.Siyah renkli kumaşlar ışığın hepsini tuttuklarından, beyaz kumaşlara göre tenimizi 5 derece daha sıcak tutarlar. Peki öyleyse Sina çöllerindeki bedeviler niçin siyah renkte giysi giymeyi tercih ediyorlar? Çünkü siyah renkli giysi, kumaş ile tenin arasındaki havayı ısıtıyor ama aynı anda bir havalandırma mekanizmasının da çalışmasını sağlıyor. Bu ısınan havanın yerini alan hava bedevilerin serinlik hissi duymalarını sağlıyor. Siyah giysiler güneşin tüm ışınlarını tenimize geçirirler ama beraberlerinde enfraruj ışınlarını da. Bu nedenle çok güneşli bir günde açık renk giymek kesinlikle faydalıdır. Kapalı bir yerde ise enfraruj ışınları nüfuz edemeyeceği için siyah rengin ısıyı daha fazla iletmesi avantaj yaratabilir. Belki de dışa beyaz, içe siyah giymek, giysi, ten ve hava arasındaki ısı alışverişi için en ideal kombinasyondur. Tabii kışın da tam tersi. Kışın üst üste giyinmenin asıl faydası iki giysi arasında hava tabakası oluşmasıdır. Bilindiği gibi hava iyi bir izolatördür. Yani ısı iletkenliği iyi değildir. Bu şekilde güneşin ışığı tutulduğu gibi vücuttan da ısı kaybı olmaz. Yani kışın iki kat giyinildiğinde dıştakinin siyah, içteki giysinin ise beyaz renk olması gerçekten faydalıdır Kravat ucu, pantolon kemerinin alt hizasına gelecek şekilde bağlanmalı.Çözüldüğü zaman ilk boyuna geri dönmeli.Çıkarması kolay olmalı.Rutubetli yerlerde bırakılmamalı.Kesinlikle ütülenmemeli (Kuru temizleme esnasında preslenmemeli)Geceleri kesinlikle bağlı bırakılmamalı.Örgü kravatlar, uzamasını engellemek için yuvarlak şekilde muhafaza edilmeli.Kot pantolonla birlikte, bez kumaştan yapılmış sportif bir model tercih edilmeli.Kravat düğümü çekiştirilerek açılmamalı.Asla astarı görünmemeli.Ceketin sol cebine konan süs mendiliyle uyumlu OLMAMALI.Her zaman gömlekle tezat oluşturmalı ancak tam aksi bir seçim de yapılmamalı.Diyagonal dokuma kravatlar takım elbiselerle kullanılmamalı. (Takım elbiselerle, mikro desenli dokuma kravatlar tercih edilmeli.)Yün ve kaşmir kravatlar soğuk günlerde, ağır kumaşlarla kullanılmalı.Keten ve keten karışımlı kravatlar ise sadece yaz mevsiminde ve pamuklu, keten kıyafetlerle tercih edilmeli.On beşinci yüzyılda Fransız denizciler, doğu denizlerine yaptıkları keşiflerden, hafif ve ketenden yapılmış büyük bez parçalan ile döndüler. Bu bez parçalarını, tarlada çalışan Çinli işçiler başlarını güneşten korumak için kullanırken görmüşlerdi. Moda meraklısı Fransız kadınlar bu bez parçalarından hemen etkilendiler ve onlara başı koruyan veya kaplayan anlamında ‘couvrechef adını verdiler.Bezler Manş denizini aşıp İngiltere’ye geçtiklerinde, İngilizce ‘baş örtüsü’ anlamına gelen ‘kerchief adını aldılar. Ancak uygulamada bu bez parçaları güneş çıkana kadar (ki İngiltere’de epey beklemek gerekiyordu) elde taşındıkları için ‘el baş Örtüsü’ anlamında ‘handkerchief diye anılmaya başladılar. Yani bugün asıl amacı burnumuzu silmek olan mendilin başlangıçtaki görevi başı güneşten korumaktı.Aslında üst sınıf Fransız kadınların Çin’de pirinç tarımı ile uğraşan işçi kadınlar gibi başlarını güneşten korumak için bez parçalarına ihtiyaçları yoktu. Onların bu işi gören şemsiyeleri vardı.Zaten eski resim ve eserlerden de bu bezlerin hiçbir zaman başa örtülmediği, devamlı elde taşındığı, taşınırken sallandığı, arada sırada da manidar bir şekilde yere düşürüldüğü anlaşılıyor. 1500′lü yıllarda Avrupa’da ipekten yapılmış ve köşeleri altın veya gümüşle işlenmiş mendiller neredeyse bir sanat eseri değerine ulaşmışlardı.Peki, Çinlilerin başlarını güneşten korumak için kullandıkları bu bez parçalan ne zaman insanların burunlarını silme aracı oldular? Bunun için tarihte insanların burunlarını nasıl temizlediklerini de bilmek gerekiyor.Ortaçağ’da insanlar burunlarını kuvvetli bir şekilde havaya hınkırarak temizliyorlardı. Daha sonra burunlarını en yakında en müsait ne varsa örneğin ceketlerinin kollarına siliyorlardı.Daha eskilere gidildiğinde Romalıların da sıcakta terlerini silmek ve burunlarını temizlemek için bez parçalan taşıdıklarını biliyoruz ama onların bu adeti imparatorlukları ile birlikte yok olup gitmişti.On altıncı yüzyılda insanları, burunlarını havaya boşaltmak değil de ceketlerinin kollarına silmek rahatsız etmeye başladı. Bunu nezakete sığmayan kaba bir davranış biçimi olarak algılayan toplumda, bu amaçla mendil kullanımı teşvik edilir oldu. Böylece mendil yüzyıllar boyu buruna hafif ve nazik bir şekilde temas ettirilerek, burnun sadece dışını temiz tutmak amacı ile kullanıldı.On dokuzuncu yüzyılda ilerleyen teknoloji ile beraber havadaki bakterilerin farkına varılmaya başlandı. Makine kullanarak ucuz kumaşlar da üretilince yüzyıllar boyu nezaket sembolü olan mendil, sonunda her sınıftan insanın yanından ayırmadığı, burnunu rahatça temizlediği, sağlık için gerekli, çok önemli bir giysi parçası haline geldi |
![]() |


